|
Edebiyatımızda İsimler ve Terimler, titiz bir gayretin sonucu olarak kütüphane raflarındaki yerini aldı. Siyasî tartışmalarda iyi bir polemik ustası olan Tekin, edebiyat ve sanat çalışmalarında kimsenin hakkını yemediği gibi aksine unutulmuş, ihmal edilmiş değerli bir çok şair ve yazarı da eserine rahatlıkla almıştır. Bu bakımdan Edebiyatımızda İsimler ve Terimler büyük bir ihmali kapatmış, affedilemez bir suçu örtmüş, hakkaniyet ölçüleri içinde herkesi kucaklamaya çalışmıştır. Yeni baskısı Bilgeoğuz Yayınları arasında yapılan 1290 sayfalık bu muhteşem çalışma hakkında yazarı Dr. Arslan Tekin’le bir mülâkat yaptık. Röportajın tamamı okunduğunda ne kadar mühim, titiz, yoğun ve kalıcı bir çalışma ile karşı karşıya olduğumuzu daha iyi idrak ediyoruz. Bu arada okuyucularımıza bu müjdeyi de verelim. Yazarımızın yakında beş ciltten meydana gelen Tarihe Düşülen Notlar isimli eseri kültür hayatımıza kazandırılacak. Sizi soru ve cevaplarla baş başa bırakıyoruz:
MEHMET NURİ YARDIM: Arslan Bey sizin pek çok yayımlanmış eseriniz var, ancak onlardan biri var ki hakikaten eskilerin deyimiyle ‘muhalled’ bir eser. Çok hacimli ve değerli… Zannediyorum uzun zamandan beri üstünde çalıştınız, yayımlanmasına rağmen belki de hâlâ çalışıyorsunuz. Edebiyatımızda İsimler ve Terimler’i kastediyorum. Bu eserin hikâyesini sizden dinlemek istiyoruz. İlk olarak ne zaman ve nasıl gündeminize girdi?
ARSLAN TEKİN: Orta mektep sıralarından beri hep yazmak fikri vardı bende… Küçük bir kasabada ne bulursak okuyorduk. Kendiliğinden bir okuma grubu oluşuyor. Okumaya meraklılar birbirini buluyor ve kitap alış verişi yapıyorduk. Türker Acaroğlu’nın Yazarlar ve Ozanlar kitabı geçti bir gün elime. Kim kimdir merakı içinde evire çevire okuyordum… Artık yol açıldı ve ardından başka kitaplar geldi. Doktoramı yaptığım sırada gazetelerde isteyerek özellikle ansiklopedi hazırlıklarının içinde oldum, o sıra gazeteler ansiklopediler verirdi. Fikir bu şekilde doğdu… Önce ortak çalışmalar yaptık. Başından beri bu fikir şuuraltımdaydı. Sonra devamlı notlar almaya başladım. Bu noktaya vardı.
YARDIM: Gerek ikili görüşmelerimizde, gerekse umumî sohbetlerde sürekli olarak not aldığınızı ve yazarların isimlerini veya yayımlanmış eserlerini zapt ettiğinizi biliyorum. Sanıyorum bu kitap sürekli olarak yenilenmesi gerektiği için hep gözünüz önünde, değil mi?
TEKİN: Biliyorsunuz Seyfettin Özege çok önemli bir eser bırakmıştır bize. Osmanlı döneminde basılan eserleri bir bir tespit etmiş ve zamanımıza aşılması güç bir eser ortaya koymuştur. Seyfettin Özege’nin çalışmasıyla ilgili hâtıra kırıntılarını değişik yerlerde okumuş ve dinlemiştim. Elinden kalem defter düşmezmiş; kimden bir kitap duysa araştırır, sahaflarda devamlı not alırmış. Benim durumum da merhumdan farklı değil. Tabiî biz teknolojinin nimetlerinden azamî derecede istifade ediyoruz. Biliyorsunuz, üniversite yayınlarına ulaşmak eskiden çok zordu, nedense üniversitelerin yayınlarını kitapçılarda bulamaz, üniversiteyle irtibat kurarsanız temin ederdiniz. Allah’tan özellikle süreli yayınları üniversiteler sitelerine yüklüyorlar. Yayınlara ulaşmak kolaylaşıyor. Hem terimler, hem isimler üzerinde çalıştığımız için sürekli bilgi yenileniyor ve bu bilgiler çoklukla makalelerin, duyuruların satır aralarından çıkıyor. Bu da yetmiyor, sen de biliyorsun, meselâ senin odana ne zaman girsem, gözüm dergileri topladığın bölümde olur, bir taraftan sohbet ederken bir taraftan dergileri sayfa sayfa incelerim. Karşımıza hiç ummadığımız, alâkasız gördüğümüz bir yazının dipnotunda bile bilgi çıkıyor karşımıza.
YARDIM: Eser bir ara “Edebiyatımızda İsimler” ve “Edebiyatımızda Terimler” olarak da ayrı ayrı yayımlandı. Sonra tek kitap hâine getirdiniz, niçin?
TEKİN: Önce Edebiyatımızda İsimler ve Terimler olarak çıktı. İki baskı yaptı. Bir başka yayınevinde bu defa ikiye ayırdık: Edebiyatımızda İsimler ve Edebiyatımızda Terimler olarak. Sonra yeni baskı ihtiyacı doğunca Edebiyatımızda İsimler ve Terimler adıyla birleştirdik. Yine her maddeyi alfabetik sıra içinde verdik. Şunu tercih etmek isterdim; terimlerin madde başlıkları farklı bir renk olabilirdi. Tabiî yayınevinin tasarrufuna fazla müdahale edemiyorsunuz. Sanırım bundan sonraki baskılarda ayırmak zorunda kalacağız; çünkü, her baskıda yeni bilgilerle desteklendiği için sayfa sayısı artıyor. Meselâ son baskı 1247 sayfadır; önceki baskıya göre toplam 300 sayfa dolayında artmıştır. Şu anda biriktirdiğim notlar 60 sayfayı buluyor!
YARDIM: Türkiye’de başka bir çok sözlük hazırlandı bugüne kadar. Ancak sizinkinin bariz bir farkı var. Yığma bilgiler yok; ayıklanmış ve işlenmiş. Sadece hacim olarak zengin ve geniş oluşu değil, objektif kriterlere sahip oluşu da bence önemlidir. Daha önce unutulmuş, yazarlar sözlüğüne veya ansiklopedisine ihmalen veya kasten alınmamış pek çok ismi siz büyük bir hakkaniyet ile eserinize aldınız. Bu yönüyle bir bakıma bütünü kucaklayan ve Türk edebiyatını tamamıyla kuşatan bir eser olarak dikkat çekiyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
TEKİN: İlk başta bu tür kitapları okuduğunuzda işin farkında değilsiniz. Zamanla temyiz gücünüz arttıkça farklılıkları, kayırmaları, belli fikri çerçevede yazıldıklarını görüyorsunuz. Bu toprağın öz fikriyle donanmış insanların hep geride bırakıldıkları, hiç anılmadıkları, önemsenmek istenmedikleri, haklarının yenildiği görülüyordu. Belli isimler yüceltiliyor, belli isimler ödüllendiriliyor, hep belli isimler ödül jürilerinde yer alıyordu. Dikkat ederseniz, belli ödüllerin dışında, yazar ve şairlerin aldıkları ödülleri kitapta belirtmedim. Artık o ödülleri kimlerin ne maksatla verdiklerini biliyoruz. Zamanında da bu tartışmalar çok yapılmıştı. Hakları yenenlerin hakkıyla kitapta yer almasına özen gösterdik. Abartılan, reklâmla şişirilen isimlere, aklıselimle ve edebiyatın temel çerçevesiyle düşündüğümüzde olması gereken yere koyduk. Objektifliğin ölçüsü nedir? Bunu tayin etmek güç ama mutlaka ideolojiden arınarak değerlendirmeye tâbi tutmak gerekir. Kompleksleri de aşmalıyız: İdeolojik birlik kurarak hep birbirlerini yüceltip sahte şöhretler ortaya çıkaranlara yaranmak isteyen, ona “inanmış” kesim diyeyim artık, bu kesimin içinde de renk tonları çok farklıdır, sahte şöhretlerin içinde yer bulabileceklerini sanarak, onlar gibi yazmaya, dillerini, üslûplarını bile onlara benzetmeye çalışmışlar ama ideolojinin dar kalıplarına hapsolunanlar yine de o “inanmış” kesimi itibara almamışlar; kullanabildikleri müddetçe öne çıkarmışlardır. Bu tür tuzağa düşmediğim kanaatindeyim. Sözlerimi belki daha açmam gerekir ama benim yazılarımı ve kitaplarımı takip edenler ne demek istediğimi çok iyi anlamışlardır. Daha açık olmak için yakında Tarihe Düşülen Notlar üst başlığıyla beş ciltlik kitabım çıkacak… Üzerinde hâlâ çalışıyorum. Ayrıntıları, tabirimi ne derece uygun bulursunuz, bilemiyorum bütün “acımasızlığı” ile ortaya koymaya çalışıyorum.
YARDIM: Hayırlı olsun, bu eseri de merak ve heyecanla bekliyoruz. Bütün eserleriniz Bilgeoğuz Yayınları’ndan çıkıyor. Edebiyatımızda İsimler ve Terimler de bu yayınevimizden kültür hayatımıza kazandırıldı. Her zaman kendisini yenileyen bir sözlük oldu bu çalışmanız. Sonuçta siz bir gazetecisiniz ve belli bir işiniz var. Ancak kitabın her yeni baskısındaki eksiklikleri tamamlıyorsunuz. Bu takip zor olmuyor mu? Veya aksine gazetecilik fikr-i takip esasına dayalı olduğu için daha mı rahat çalışıyorsunuz? Sanırım vefat eden yazar ve şairleri önce duyuyor, bunları çalışmanıza ekliyorsunuz. Yeni çıkan kitapları basında çalışırken daha rahat takip edebiliyorsunuz. Ne dersiniz?
TEKİN: Dediğin gibi gazetecilik işimizi kolaylaştırıyor. Şunu da eklemeliyim. Doktora da bize bir metot kazandırmıştır, analitik düşünmemizi sağlamıştır. Gazeteciliğin avantajları çok fazla… Bir kere çok insanla görüşüyorsunuz, yurt içi yurt dışı hareket hâlindesiniz. Köşe yazarı olsanız dahi mutlaka muhabir ruhu taşımalısınız. Muhabir ruhu sizin tecessüsünüzü artırıyor… Her okuduğunuzdan, her karşılaştığınız hâdiseden bir şey çıkarmaya çalışıyorsunuz. Bir de gazetecilik size sür’at kazandırıyor. Zamanla yarış, giderek içinize siniyor ve sür’atli yazarken mücmel düşünebiliyorsunuz. Önce üniversiteye gidecektim. Üniversitenin ağır havasında fazla bir şey veremeyeceğim düşüncesine kapıldım. Kendimce isabet ettiğim zannındayım.
YARDIM: Çeyrek yüzyıllık bir emek ve çok hacimli dev bir eser. Tam 1247 sayfadan meydana geliyor. Kitapta toplam kaç şahsiyet var?
TEKİN: İsimlerin sayısı 2030’dur. Bunların 179’u yabancıdır. Her baskıda bu rakamlar artmaktadır. Yabancı isimleri almamın sebebi, eserlerinin dilimizde yayınlanması edebiyatçılarımızın üzerindeki tesirleridir.
YARDIM: Terim olarak kaç terim bulunuyor?
TEKİN: Terimlerin sayısı 810’dur. Bazı terimler ilk defa bizim kitapta kavramlaşmıştır. Bazı terimler birbiriyle bağlantılı görülerek iç içe anlatıldığı için 105 terime de atıf yapılmıştır. Hemen bütün terimler örneklendirilmiştir. Örnekler de 815 dolayındadır.
YARDIM: Anadolu’da eser veren, sesini İstanbul’a duyuramayan şair ve yazarlarımız var. Bunlar da kitapta yer bulabiliyor mu?
TEKİN: Tabiî, daha önce belirttiğim gibi, hakkın yerini bulması için bu kitap üzerinde çalıştım. Ulaşabildiğim, fark ettiğim isimler kitapta yer almıştır.
YARDIM: Bu çalışmayı internet ortamına taşımayı düşündünüz mü? Yani yükleyip belki bir abonelik sistemiyle istifadeye açmak mümkün olabilir mi?
TEKİN: Şimdilik düşünmüyorum. Herkes artık internete kolay ulaşıyor diye düşünsek de, kitabın yeri başkadır. Bilgileri bir bütün hâlinde elimizin altında bulundurmamız öğrenmemizi kolaylaştırıyor. İnterneti her yerde, her şartta kullanamayabilirsiniz ama kitap her zaman elinizin altındadır.
YARDIM: Sizinle yapılan bir röportajda bazı internet sitelerinin sizin eserinizden aynen biyografi aldığını ve kaynak belirtmediğini söylüyorsunuz. Bunu önlemenin çaresi var mı?
TEKİN: Maalesef bu tür korsanlıklar yapılıyor, Ama her baskıda bilgiler yenilendiği için artık internetteki bilgiler eskiyor. Dediğim gibi son baskıda 300 sayfalık hacim artışı var, bunun yanında birçok madde elden geçirilmiş ve yeniden yazılmıştır.
YARDIM: Sanırım bu çalışmaya duyduğunuz ilk heves eskilere dayanıyor? Biz de sizin edebiyat dünyasıyla ilk temasınızı merak ediyoruz? Edebiyatla ilk olarak ne zaman ve nasıl bir münasebet kurdunuz?
TEKİN: Yukarıda belirtmiştim. Ortaokul sıralarından beri yazma duygusu bende hâkimdi. Orta son sınıfta, lise de dâhil, okulun kitaplık kolu başkanıydım. Bir oda dolusu kitap elimin altındaydı… Lisede artık yazmaya başladım… Lise fen bölümünde olmakla beraber (Bir hocamızın “Edebiyatta okuyan fenni yapamaz ama fende okuyan edebiyatı yapar” sözü üzerine fen bölümünü tercih etmiştim.), okulun kültür edebiyat kolu başkanıydım. Her okulda böyle faaliyet var; ancak, biz okul müdürümüz Ali Doğan Salar sayesinde okul gazetesi çıkarmaya başladık. Gazetemiz Ankara’da basılıyordu. Gazetenin yarısını, başka arkadaşlar adına ben yazmak zorunda kalıyordum. Yine lisede İstanbul’da çıkan bir gazetenin muhabirliğini de yapıyordum. Ayrıca mahallî bir gazete çıkmaya başlamıştı. Bu gazetede yazıyor, hikâyeler yayınlıyordum. Yazarlığa hikâye yazmakla başladım. Sonra bir perdelik oyun kaleme aldım ama maalesef o zamanki hikâyeler de oyun da elimde yok.
YARDIM: Okul ders kitapları dışında ilk okuduğunuz kitap, yazar ve şairler kimlerdi? Bunlardan sizi etkileyen ve daha sonra diğer eserlerini okuduğunuz edebiyatçılar hangileriydi?
TEKİN: Çok reklam edilen, göz önünde olan kitapları ister istemez okuyorduk. Çok tanıtılmamakla beraber ilk başlarda Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun, Turhan Tan’ın, Feridun Fazıl Tülbentçi’nin popüler tarihî romanlarına kolay ulaşıyor, okuma grubundaki arkadaşlarla değiş-tokuş yapıyorduk. Beni o sıra Tarık Buğra ve Maksim Gorki’nin hikâyeleri etkilemişti. Bu etkiyle olacak önce hikâyeler yazdım. Lise son sınıfa gelince okumalarınız belli bir sistematiğe döndü.
YARDIM: Yazdığınız ilk edebiyat metnini (şiir, hikâye, deneme, günlük, roman vs...) hatırlıyor musunuz. Yazı yazarken yakınlarınızın (anne, baba, kardeş, öğretmen vb.) tavırları ne oldu. İlgisiz mi kaldılar, yoksa sizi teşvik mi ettiler. Bir dergi veya gazetede yayınlanan ilk edebiyat çalışmanızın adı ve konusu neydi? Şiirse ilk mısraları, yazıysa ilk satırları nasıl başlıyordu? Çevrenizde nasıl karşılandı, hakkınızda nasıl bir intiba uyandı?
TEKİN: Lise 1’deydim galiba. Okulda hikâye yarışması düzenlenmişti. Beni tanıyan arkadaşların gözü üzerime çevrilmişti. Kendimi sorumlu hissettim! Bir hikâye yazıp verdim. Bu hikâyeyi yazarken olay örgüsünden ziyade tasviri öne çıkardığımı, sür’atli yazdığımı fark ettim. Tabiî bu durum beni daha da heveslendirdi. “Yarışmanın sonucu ne oldu?” diyeceksiniz. Hikâyeleri topladılar ve sonucu nedense açıklamadılar. Sonra bu hikâyeyi üniversitede edebiyat bölümünde okuyan bir arkadaşıma verdim. Onlardan yıl arasında hikâye yazıp getirmeleri istenmişti. “Nasıl yazacağım?” diye sızlanıp duruyordu. Arkadaşıma verdiğim hikâye sınıfta birinci seçilmiş! Şimdi adını bile hatırlamadığım ilk hikâyemin macerası böyle oldu. Dediğim gibi, kendi çıkardığımız gazetede ve mahallî gazetede yazıyordum. Mahallî gazetede yayınlanan bir hikâyem uzundu ve tefrika ediliyordu. Bazı meraklılar bir sonra ne olduğunu öğrenmek için gazetenin basıldığı matbaaya kadar gelmişler. Gelenlerden biri de kasabanın mülkî âmirlerinden biri… O ilk gençlik yıllarınızda çok seviniyorsunuz hâliyle. Şunu söylemeden geçemeyeceğim:
Lise yıllarında Töre, Devlet ve Bozkurt dergilerinin de kasabamızdaki temsilcisiydim. Bu yayınların başında ünlü yazarımız Emine Işınsu vardı. Ne sebepten bilmiyorum, kendisine bir mektup göndermiştim. Kısa bir mektup. Bana gelen cevapta mealen şöyle diyordu: “Yazma kabiliyetiniz olduğu anlaşılıyor, yazılarınızı da bekleriz.” Emine Işınsu teşvik için söyleyebilirdi ama herhâlde bir şey sezmese böyle yazmazdı, diye arkadaşlarla kafa yormuştuk. Bu tür teşvikler de benim için bir dönemeç. Ailemden, çevremden hep teşvik gördüm. Rahmetli babam dükkân için İstanbul’a her mal almaya gidişinde benim istediğim kitapları getirirdi. Hatırlıyorum, Dostoyevski’yle lisenin ilk yıllarında böyle tanıştım. 1970’li dönemlerin üniversiteleri malûm, biz de büyük bir mücadelenin içindeydik… Son sınıfa doğru, okuma yazma daha bir öne çıktı. Artık öğrenciyken gazeteye yazmaya başladım. Beni bu yönde teşvik eden de yine bilinen bir isim hemşehrim Taha Akyol… Onun vasıtasıyla Ankara temsilcisi olduğu Hergün’de haftalık yazmaya başladım. Taha Bey, o sıra yine teşvik için olsa gerek, hakkımda neler neler söylüyordu. Sonra yine bir gazetede beraberdik… Burada sözüm çok ama neyse…
YARDIM: İlk aldığınız telif ücretini hatırlıyor musunuz? Bu para ne zaman ve kimin tarafından verildi, hangi çalışmanızın karşılığıydı?
TEKİN: İlk aldığım telifi hatırlamıyorum. Üniversiteyi bitirip fiilen gazeteciliğe başlayınca aylık almaya başladım.
YARDIM: İlk kitabınız ne zaman yayınlandı, konusu ne idi? Edebiyat çevrelerinde nasıl karşılandı? Bu konuda anlatmak istedikleriniz var mı?
TEKİN: Doktora çalışmam, hacmi itibarıyla da ister istemez ağır yürüdüğü için, arada hazırlama ve aktarma kitaplar hariç, telif diyebileceğim kitaplar doktoradan sonra çıkmaya başladı. Yazılarım bir kitap hâlinde yayınlanmıştı. Sonra yurt dışı röportajlarım. Bu röportajlarımdan biri Gazeteciler Cemiyeti’nin büyük ödülünü alınca (Çünkü çevremdekiler benim yazdığım gazeteden dolayı ödül alamayacağımı düşünüyorlardı. Sonra aynı cemiyetten aynı dalda iki ödül daha aldım.) ister istemez dikkat çekti. Birçok yerde kitap üzerine yazılar çıktı.
YARDIM: Bir basın mensubu olarak radyoları ve televizyonları da katarsak Türk medyasının kültüre ve sanata yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
TEKİN: Türk basın yayın organları maalesef kamplara ayrılmış durumda. Eskiden de böyleydi şimdi de. Yukarıda üstü kapalı meseleyi anlattım.
YARDIM: Sizin eserin diğer sözlüklerden büyük farkı var. Hususi bir üslup geliştiriyorsunuz. Ansiklopedik kuru ifadelerden ziyade bir sohbet edası içinde maddeleri yazmışsınız. Bu durum, sanırım okuyucuya daha da ilginç geliyor. Düşünceme katılıyor musunuz?
TEKİN: Diğer kitaplarım itibarıyla da bu üslûp meselesine birçok yerde temas edildi. Bu insanı mutlu ediyor tabiî… Üslûp varsa muharrirsin, yoksa bir şeyler karalamış olur, kendini tatmin edersin. Yazış tarzınız, üslûbunuz, ister bir politik yazı osun, ister hikâye, ister yöre röportajı, ister ilmî bir çalışma olsun, siniyor. Kendinizi ne kadar kayıt altına alırsanız alın durum böyle. Edebiyatımızda İsimler ve Terimler’de biraz da isteyerek farklı bir yol denedim; kuru anlatımın ötesine geçmek istedim, üslûbunuzu da katınca buna herhâlde farklı bir kitap oluyor.
YARDIM: İnternet ortamında birçok sözlük var. Ve buralarda edebiyatçıların da biyografileri yer alıyor. Bu bilgilerin sağlığı konusunda neler söylemek istersiniz, güvenilebilir mi?
TEKİN: İnternette bilgiler herkesin bilgisi ve meşrebi ölçüsünde.. Asla o bilgilere güvenemezsiniz. Birçoğu birbirinden alıntı… Yanlışlıklar silsilesi devam ediyor. Bu da gösteriyor ki, ne yapıp edip kitaba ulaşılmalıdır.
YARDIM: Bir ismi esere eklerken kıstasınız ne oldu, nelere dikkat ettiniz, nasıl bir seçim yaptınız? Bu konuda herhangi bir ayırıma, tasnife gittiniz mi?
TEKİN: Tabiî belli ölçüleriniz oluyor. O kişinin yazdıkları üzerine değerlendirmeleri göz önünde tutuyorsunuz. Belli kesimler fazla öne çıkarmışsa, duraklıyorsunuz ve başka kaynaklara bakma ihtiyacı hissediyorsunuz. Bazı isimleri değerlendirirken çok zorlandığımı belirtmeliyim.
YARDIM: Bazı yabancı isimlere niçin ihtiyaç duydunuz, onların farklı bir yönü var mı, o isimler neden tercih edildi?
TEKİN: Yine yukarıda da belirttim. Dikkat ederseniz, yabancı edebiyatçılar, hiçbir ayırıma tâbi tutulmadan, dünya edebiyatında yer etmiş isimlerdir ve hususiyetle yazarlarımızı etkileyenlerdir.
YARDIM: Bu çalışmanın sonucunda ileride isimler artarsa yeni bir cilt yapmayı veya terimleri ayrı bir kitap olarak okuyucuya sunmayı düşünür müsünüz?
TEKİN: Elbette isimleri ayıklamayı düşünemeyiz. Yazarlarımızın, şairlerimizin artması bizim iftiharımızdır… Yazarlarımız ve şairlerimiz arttıkça, terimler üzerine yeni bilgiler ortaya çıktıkça ciltler ister istemez artacaktır.
YARDIM: İbnülemin Mahmut Kemal İnal Son Asır Türk Şairleri’ni yazarken çok zahmet çektiğini, şairlerden bin bir zorlukla hayat hikâyelerini alabildiğini söylüyor. Siz de bu zorluğu yaşıyor musunuz?
TEKİN: Hem de nasıl. Çok insan tevazu gösterdiği için de bilgi göndermiyor. Bunun tevazu ile ilgisi yok. İnsanların kitaplarını okuduğu, hakkında çok şeyler duyduğu şair ve yazarı tanıma hakkı vardır. Yazar ve şair bizzat buna özen göstermelidir.
YARDIM: Bu çalışma esnasında mutlaka karşılaştığınız ilginç hikâyeler, hâtıralar vardır. Belki biyografisini verecek olan bir yazar veya şairin vefatını duymuşsunuzdur. Mülâkatımızı unutamadığınız bir anekdot veya hâtıra ile tamamlayalım isterseniz.
TEKİN: Elbette karşılaşıyoruz ama hangi birini sayayım, diyeyim ve mülâkatı burada bitireyim. Sen de hoş gör beni Mehmet Nuri Yardım kardeşim.
ARSLAN TEKİN
1953 yılında Yozgat-Yerköy’de doğdu. İlk, orta ve liseyi ilçesinde, üniversiteyi A.Ü. Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde tamamladı (1977). Suudî Arabistan-Riyad’da Melik Suud Üniversitesinde iki dönem okudu. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Dili Kürsüsü’nde “İbn?i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 1. Kısım) -Dil Özellikleri, Metin, Sözlük” teziyle Eski Anadolu Türkçesi sahasında doktorasını verdi.
Lise yıllarında başladığı gazeteciliğine İstanbul’da profesyonel olarak devam etti. Kısa bir süre Başbakanlık Osmanlı Arşiv Dairesi’nde Osmanlı belgelerinin tasnifinde vazife aldı (1979-1981). Hergün, Tercüman, Milliyet, Ortadoğu, Yeni Günaydın, Akşam, Türkiye ve Yeniçağ gazetelerinde muhabir, redaktör, haber müdürü, yazı işleri müdürü, köşe yazarı, röportaj yazarı olarak çalıştı. Bask bölgesinden Özbekistan’a, Yemen’den Çeçenistan’a yirmi dolayında ülkeyi gezerek röportajlar yaptı. 1992’de “Bulgaristan”; 1996’da, “Ürperten İtiraflar”, 1998’de “Aynaroz’un İç Yüzü” seri röportajlarıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin ödüllerini aldı.
Acun-Türkçe’nin Gücü adıyla aylık bir dil dergisi çıkardı (2 sayı, Ağustos-Eylül 1993). Arkadaşlarıyla haftalık siyasî Türk Haber gazetesini kurdu ve genel yayın müdürlüğünü yaptı (24 sayı, 2002). Türk Yurdu dergisinin 1911-1929 yılları arasında yayınlanan eski yazı 205 nüshasının yeni harflerle yayınlanması projesini başlattı ve yönetti (17 cilt, 1998-2001). Uluslararası Hoca Ahmet Yesevî Türk-Kazak Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde (Kazakistan) öğretim görevlisi olarak ders verdi (2004-2006). ATATV’de program danışmanlığı yaptı.
Eserleri: Yazıcıoğlu Ahmed-Bîcân-Envarü’l-Âşıkîn (Melek Tekin ile, 1983), Süleyman Çelebi-Mevlid (Vesiletü’n-Necat) (Metin yayını, 1983), Kovulacak Güçler (Yazıları, 1993), Balkan Volkanı (Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan röportajları, 1993; 2009), İbn?i Kesîr Tercümesi (4. cilt, 1. kısım) - Dil Özellikleri, Metin, Sözlük (1998), Alparslan Türkeş’in Liderlik Sırları (2000; Son Başbuğ adıyla, 2005; Alparslan Türkeş ve Liderlik adıyla gen. 9. bs., 2009), İmralı’daki Konuk (2 cilt, 1999; Son İsyan adıyla, 2004; İmralı’daki Konuk adıyla 3. bs., 2009), Ata Yurda Yolculuk (Özbekistan röportajları, 2003), Aynaroz Papazı (Macaristan, Gürcistan, Yunanistan-Aynaroz, Ukrayna, Ahıskalılar, Türkmenistan röportajları, 2005), Çeçen Gülü (Bask Bölgesi, İsrail-Filistin, İran, Çeçenistan röportajları, 2005), Gökkonuksal Avrat-Türkçenin Türkçesi (Dil tenkitleri, 2009), Alevîler ve Bektaşîler Arasında (Arnavutluk-Makedonya Bektaşîleri ve Anadolu Alevîleri arasında röportajlar, incelemeler, 2009), Edebiyatımızda İsimler ve Terimler (Yenilenmiş 4. bs., 2010), Türk Yılı 1928 (Yusuf Akçura’nın Türk Yurdu’nun ilâvesi olarak hazırladığı eserin yeni yayını, Ahmet Zeki İzgöer ile, 2009).
|