Sayfa: 222, Isbn: 9786054200849, Ebat: 10,5x16,5 (Cep Boy)
Bu kitapta Kıbrıs hakkında görüş ve düşünceler ortaya konulmakta, en iyi çarenin bağımsızlığa devam olduğu belirtilmektedir. Kitabı yayımlamaktaki amacımız, Türk kamu oyunu aydınlatmaktır. Kitaptaki bazı ibareler şöyledir:
“Türkiye’nin durumu tarihte ender raslanan bir haldir, hatta hapax legomenon (tek örnek)’dur. Yani suçlu ve mağlup Rumların karşısında hem haklı ve hem galip olmak; fakat aynı zamanda kendi lehine bir barış yapamamak. Maalesef 36 sene sonraki vaziyet budur.” (10. s.).
“Tek kelimeyle federatif bir Kıbrıs Akdeniz’in İsviçre’si değil, İrlanda’sı olacaktır.” (12. s.).
“Türkiye’nin Anamur mahalli ile Kıbrıs’ın Koruçam burnu arasındaki mesafe 64 kilometre, Zafer burnundan Suriye sahili 96 kilometre, Mısır’ın Nil deltası ile Kıbrıs’ın uzaklığı 400 kilometre, Yunanistan ana karası ile Kıbrıs arasındaki mesafe ise 770 kilometredir.” (20. s.).
“Avrupa tarafından meseleye bakıldığında yukarıda Türkiye için söylediğimiz görüşlerin ters açıdan Avrupa için geçerli olduğu görülecektir. Yani 1699’da başlayan ve 1774’te büyük ivme kazanan Avrupa’nın ilerleyişi 1974’te geriletilmiş, Türkiye ileri harekâta geçmiş, Hilal Haç üzerinde bir zafer kazanmıştır. İşte İngiliz savunma bakanının 1996’nın son günlerinde söylediği “Kıbrıs Avrupa’nın ayıbıdır” sözü, meselenin Avrupa açısından önemini belirttiği için hayli manidardır.” (23. s.).
“Şurasını iyi bilelim ki, diyalektik bir açıdan bakıldığında batılılık müsbet yönüyle zamanı değerlendirme, çalışkanlık, iş ciddiyeti ve araştırıcılık demekse, menfi yönüyle de Makyavelcilik, sosyal Darwincilik, oportünizm ve çifte standart demektir.” (59. s.).
“Kıbrıs’ta iki ayrı millet, iki ayrı din, iki ayrı dil, iki ayrı alfabe, iki ayrı kültür, iki ayrı coğrafi ve iki ayrı iktisadi bölge vardır.” (61. s.).
“Tek çare fiilen (de facto) mevcut olan iki ayrı devleti hukuki (de jure) hale getirmek, başka bir deyişle Kıbrıs Türklerinin öz kader (self determinasyon) hakkının dünya devletlerince tanınmasını sağlamaktır. İstendikten sonra bunun başarılacağına eminiz.” (94. s.).
Yusuf Gedikli
1954’te Trabzona bağlı Akçaabat kazasının Kuruçam köyünde doğdu. İlk okulu köyünde (1967), orta okulu Akçaabatta (1970), sağlık kolejini (sağlık meslek lisesini) Vanda (1974) bitirdi.
1975’te üniversiteye girdi. 1980 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden, Hüseyin Cavidin Uçurum ve İblis Tiyatroları adlı tezini vererek mezun oldu. Yüksek lisansını 1992’de İstanbul Üniversitesine bağlı Basın Yayın Yüksek Okulunda bitirdi. Tezinin adı Azerbaycan Basınında Alfabe Tartışmaları (1990-92) idi.
1993 yılında kaydolduğu Azerbaycan İlimler Akademisi Nizami Edebiyat Enstitüsü doktora programında Şehriyarın Hayatı ve Sanatı (Türkçe Divanı Esasında) adlı tezini 17 mart 1995 günü savunup filoloji doktoru unvanını aldı.
1974’ten beri Zonguldak, Erzurum, Trabzon, Ankara ve İstanbul’da sağlık memurluğu, öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 1994-2001 arasında Ortopedi Teknisyen Okulunda Türk dili ve edebiyatı dersleri verdi. 26 eylül 2001’de emekli oldu. Güzin hanımla evli olup Betül ve Mustafa isimli iki çocuğu vardır.
Askerlik hizmetini 1982’de Erzincanda kısa dönem olarak yerine getirdi.
Gedikli 1978’den, daha Sovyetler Birliği ayakta iken çağdaş Azerbaycan edebiyatı üzerine çalışmaya başladı ve bu alandaki çalışmalarıyla tanındı. Daha sonra yakın Türk tarihiyle ilgilendi. Türkiyenin problematikleriyle alakalı yazıları dikkatle takip edildi. 2002’den beri Türk kavim, kişi, yer adlarının etimolojileriyle, yani köken ve anlamlarıyla ilgili yazıları Türkoloji aleminde çığır açtı.
Basın faaliyetleri
1990’da Azerbaycan Türkleri dergisini çıkarttı. Dergi maalesef 4. sayıdan sonra çıkamadı.
Aylık Ufuk Ötesi gazetesinin ağustos 2002’den aralık 2007’ye kadar genel yayın yönetmenliğini yaptı.
|